×

Kurumsal

Künye Kullanım Sözleşmesi Gizlilik Politikası Yayın İlkelerimiz Özel Üyelik

Haber Kategorileri

Tepebaşı Odunpazarı Bölgesel Ekonomi Siyaset Asayiş Eğitim Gündem Sağlık Yaşam Spor Eskişehir tanıtım İlçeler Röportajlar

Medya

Foto Galeri Web TV Canlı TV

Makaleler

Yazarlar Makaleler

Servisler

Seri İlanlar Firma Rehberi Biyografiler Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri Kripto Para borsası Faydalı linkler Puan Durumu Fikstür Anketler

Destek

Üye Ol Giriş İletişim

Neslihan YELBAŞI KINALI

DÜNYA, SAYENİZDE DÖNÜYOR


2022-09-01 13:05:00

DÜNYA, SAYENİZDE DÖNÜYOR 

Sağlık ocağında neden maske yok!

İhtiyacı olamaz mı insanların?

Hadi onu geçtim. Sağlık ocağında neden enjektör yok arkadaşım! 

Tamam, normalde de takıntılı ve geçinmesi zor biriyim ama Allah aşkına siz söyleyin, haksız mıyım?

İşte, geçen hafta böyle başladı her şey. 

Maske ve enjektör olayından sonra kızımla biraz gezelim dedik ve hata ettiğimizi trafiğe çıkınca anladık.. “Ehliyeti kasaptan mı aldın?” ne kadar mantıklı bir soru aslında. 

Sarı ışık yanınca kornaya basılır mı? 

Direkt dörtlükleri yakıp durulur mu? 

Sinyal vermeden dönülür mü? 

Bide üstüne el kol hareketi yapılır mı? Hemcinslerime ayrıcalık tanıyamayacağım çok üzgünüm ama kadın şoförlerin ehliyetleri senede bir yenilenmeli ve tüm sınavlara yeniden girmeliler. Hatta ders olarak NEZAKET de eklenmeli. 

Eveett...

Bu sorunu da atlattık derken!!!!

Sandalyeler, tabureler havada uçuşuyor. Ara sokakta sıkıştık kaldık. Camları kapattım hemen. Yol boyunca beni sakinleştiren, “anneciğim derin nefes al, sakin ol...” diyen kızım, bu kez kayıtsız kalamadı. En az 15 kişi girmiş birbirine. Üstleri yırtılmış, boyunlarındaki damarlar patlayacak neredeyse. Edilen küfürleri tahmin edemezsiniz, o derece! Esnaf ayırmaya çalışıyor ama ne fayda! “Emaneti getir çabuk!” diye bir cümle duydum. Kanım dondu. Emanet? Silah? Bıçak? Satır?

Emaneti getirse ne yapacak?

Gerçekten alacak mı canını?

Haline bakacak olursak, korkutmak için istediğini hiç sanmıyorum. Herkes dağıldı, biz de devam ettik ama hâlâ aklıma; kimin canı yandı acaba, kimin ailesi mahvoldu? Yol boyu dua ettim; “ Allah’ım n’olur içlerindeki öfkeyi yok et.” 

Arabadan inince kızımın elini daha sıkı tuttum. Acaba size bir özür mü borçluyuz? Sonuçta bu dünyaya gelmeyi ne sen, ne de kardeşin istedi. O an iyi bir anne olarak ölmeyi diledim. Kızlarım, “herkes kötüydü ama bizim annemiz iyiydi desinler” istedim .

100 adım attık atmadık, benden en az fazla 7-8 yaş büyük bir kadın. Önce para istiyor sandım, elimi tuttu, “hayır” dedi, “para istemiyorum, bana çorba içir kardeşim, dayanamıyorum artık! Allah Kimseyi aç bırakmasın kardeşim “. O kardeşim dedikçe, ben yandım. İnsanın gözleri her şeyi saklar da, acıyı saklayamaz. “Gel abla, anlat” desem, kim bilir neler duyacak bu kulaklar. Kızımla göz göze geldik, daha da sıkı tuttum elini. Anladı. Geleceği için korktuğumu anladı ama gülümsedi. (Çoğu zaman benden olgun davranmanı çok seviyorum)

Yola devam ettik. Annem babam yaşlarında diyebileceğim bir çift, esnafa adres soruyordu. Çocuk tarif ediyor ama kafalarının karıştığına o kadar eminim ki. Hiç adetim değildir, birden geri dönüp yaklaştım;

“Pardon, ben de o tarafa gidiyorum, isterseniz eşlik edebilirim?” 

Çiftin gözleri parladı; “ Çok teşekkür ederiz.” 

O an hiç korkmadım biliyor musunuz? Nasıl insanlar acaba diye sorgulamadım. Öyle kibar, öyle tatlı, birbirine öyle saygılılar ki... Eskişehirli değiller. Belli ki öğle tatilinden önce, resmi işlemleri halletmek istiyorlar. Havadan sudan konuştuk önce. Kızımın okulu, onların evlatları derken konu geldi mi memleketin hâline? “Eskişehir çok değişmiş kızım” dedi, gülüşü kayboldu. Evet, çok değişti maalesef. Gurur duyduğum şehrim, kendi kurallarını koymaya çalışan bi avuç kendini bilmezin istilasına uğruyor çünkü.  Onlar da tedirgin belli. Evlatları, en güzel mesleklerden birisine sahip olacak, “ ama ne yazık ki kıymetleri bilinmiyor “ diyor. 

Konuşulacak şeyler bitmez ama yolumuz bitti. 

Benim için en değerli kısım ise; bana hissettirdikleri. Gözlerinin içi gülen, hem eşine, hem bi yabancıya saygı duyan, yorgun, üzgün ama az da olsa umutlu, güven veren, dinleyen, anlatan, ses tonunu bozmayan... insanlar hâlâ var. 

Sevgili Sema Hanım ve Sezgin Bey,

Bir daha karşılaşır mıyız, yollarımız kesişir mi bilemiyorum ama size koca bir teşekkür borçluyum. O gün ne yaşanırsa yaşansın, sonunda güzel insanların karşımıza mutlaka çıkacağını sadece bana değil, kızıma da gösterdiğiniz, umut olduğunuz için.

Yaşım kaç olursa olsun yüzünüzü, sesinizi unutmayacağım.  Size şunu yürekten söyleyebilirim ki; çocuklarımızı, torunlarımızı çok güzel günler bekliyor. 

Sayenizde...

YORUM YAPIN

Yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için Tıklayın