×

Kurumsal

Künye Kullanım Sözleşmesi Gizlilik Politikası Yayın İlkelerimiz Özel Üyelik

Haber Kategorileri

Gündem Ekonomi Siyaset Asayiş Eğitim Sağlık Yaşam Spor Eskişehir tanıtım İlçeler Röportajlar

Medya

Foto Galeri Web TV Canlı TV

Makaleler

Yazarlar Makaleler

Servisler

Seri İlanlar Firma Rehberi Biyografiler Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri Kripto Para borsası Faydalı linkler Kripto Para Borsası Puan Durumu Fikstür Anketler

Destek

Üye Ol Giriş İletişim

Umut Rallas

Bedava sirke

Yolculuğa çıkmanın tatlı telaşı ne güzelmiş. 
Güzel şehrimin güzel insanlarının ‘iyi yolculuklar, biz de aynı trendeyiz’ temennileri. 
Bir hayalin peşine tutunarak çıktığım(ız) bu yolculukta, varacağımız nokta eskimeyen, sürekli ‘yeni’ kalan bir Eskişehir. 
Hayali bile güzel ama artık biliyorum ki hayal değil.

 

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ‘En hakiki mürşit, ilimdir’ sözüyle sonsuz inovasyonun tanımını 1924’te yapmışken, tüm dünyaca kabul gören Japonların ‘Kaizen’ felsefesinin çıkışı tam 20 yıl sonra, II. Dünya Savaşı sonrasındadır. 
İşte size bir tren kaçırma hikayesi daha. 
Neden tren yolculuğu dediğim şimdi daha net anlaşılmıştır. Artık küçük hesaplarla kaçırdığımız trenler olmasın. 
‘Bozkırın çocukları’ kaçan trenlerin ardından ağıt yakmasın, neşeli türkülerini lokomotiflerde söyleyebilsin diye...

 

Yolculuğumuzu rayların üzerinde seçmemizin bir diğer nedeni de artık patinaj yapmamaktır. Çünkü ülke olarak 30 yıldır patinaj yapıyoruz. 
Çalışıyoruz, didiniyoruz ama olmuyor. 
Vektörel toplam maalesef kocaman bir sıfır. 

 

Yok canım, o kadar da değil (mi acaba?)

‘Dünyada Türkiye ne ise, Türkiye’de de Eskişehir odur.’ 
Ne güzel ve özet bir tanım değil mi? Bu tespiti yaparak bakış açımızı geliştiren değerli hocam Prof. Dr. Nadir Suğur’a teşekkürü bir borç bilirim. 
Nüfus, ekonomi, ihracat olarak hep %1 seviyesindeyiz. 
Türkiye, dünyanın %1’i, Eskişehir ise Türkiye’nin.
Tüm dünyada 100 liralık bir ekonomi olsaydı, ülke olarak 1 liramız, şehir olarak 1 delikli kuruşumuz olurdu. Böyle ifade edince ne acı ve ne acil değiştirmemiz gereken bir tablo, değil mi?
Son 30 yılda ülke olarak dünya ekonomisinden aldığımız pay %0,7-1,3 arasında. Eskişehir için durum Türkiye kadar bile parlak(!) değil. Ülke ekonomisindeki yerimiz 5-6. Sıralardayken bugün neredeyse 20. Sıralardayız. 
Tamam kabul, her yıl büyüyoruz, ihracat rakamlarımız artıyor ama dünya da büyüyor. Dünyadan hızlı büyü(ye)mediğimiz için pastadan aldığımız pay hiç değişmiyor. 
Dolayısıyla Sayın Adnan Dalgakıran’ın ‘Yüzleşme’ kitabında bahsettiği gibi 30 değil 300 yıllık patinajımız aralıksız devam ediyor. 

 

Patinajı sonlandırmak mı istiyoruz?
Ya zemini değiştireceğiz, ya da lastiklerimizi. .
Otoyollarda gücümüz yetmiyorsa dünyadaki rakiplerimizi geçmek için, patika dağ yollarında ‘dört çeker’ olmak zorundayız.

 

Peki ne yapmalı?

Öncelikle SWOT analizini veya Türkçeleştirirsek durum tespitini iyi yapmalıyız. 
Bindeliklere odaklanmaktansa önce yüzdelikleri nasıl düzeltebiliriz, bunu düşünmeliyiz. 
Örneğin, ülkemizdeki orman alanlarının binde 2,9’unda yapılan madenciliğin orman gelirlerinin %60’ını sağladığını, ‘mazot dışında ithal girdisi olmayan net ihracatı’yla ülke ekonomisine olan katkılarının önemini bilmeliyiz. 
Denetim eksikliği ve 1.350 geri dönüşüm firması içinden sadece 1-2 sorumsuz firma nedeniyle, geri dönüşüm sektörünün hammaddesine ‘çöp’ diyerek tamamen ithalatı yasaklamak gibi bindelik sorunları çözmek yerine yüzdelikleri feda etmenin örneğini yaşadık geçtiğimiz günlerde. Neyse ki, bu yanlıştan dönüldü. Kısmen de olsa polietilen ithalat yasağı kaldırılarak sıkı denetim uygulamasıyla ‘kurunun yanında yaş da yanmayacak.’
Bir diğer örnek olarak, yatırım planına alınmış, yatırımlara da başlanmış, şehrin ekonomisine milyar dolarlar seviyesinde katkı sunacak URAYSİM projesi var ki; Alpu yolu ‘bitmeyen’ bir yol olduğu için o konuyu ayrıca ‘uzun uzun’ konuşacağız. Yine aynı bindelikler meselesi...

 

Hem şehir hem de ülke olarak mevcut potansiyelimizle ‘güçlü’ olabileceğimiz ve dünyada ‘fırsat’ yakalayabileceğimiz alanlarda, ‘tehdit’leri kendi içimizde yaratıp ‘zayıf’ hale getirmemeliyiz.


 
Sadede gelirsek

Konularımız keyifsiz olsa da sizinle sohbet çok keyifli. Trenimiz de ‘dünyadan hızlı’ olmadığı için iki durak arası uzun konuşmak durumundayız. 
Arı gibi çalışıyoruz, kabul. 
Hepimiz iyi niyetliyiz, tamam o da kabul. 
Ancak artık hepimiz ayrı kovanlarda çalışmak yerine, ‘ayrı peteklerde aynı kovan için’ çalışıp nadide bir bal yapmalıyız. Hangi çiçeklere gideceğimizi iyi bilmeliyiz. Bitki tomurcuklarından toplanan reçinemsi maddeleri işleyerek üretilen propolis ile peteklerdeki çatlakları onarıp kovanımızı korumalıyız.


 
‘Bal benimse kovan da benim olsun’ zihniyetinin raflardaki son kullanma tarihi çoktan geçti. 


 
Bedava sirkenin tadı yok artık. 
‘Profosilleşmiş zihniyete karşı propolis zamanıdır.
 

YORUM YAPIN

Yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için Tıklayın

Tel:(222) 255 56 26 | Mail: info@eskisehirgazete.com

Adres: Vişnelik Mh. Öğretmenler Caddesi No:98/A